• Arıkuşu >> Merops apiaster >> Bee-eater..

18 Aralık 2014

Sapanca Gölü Kuş Gözlem Gezisi (13 Aralık 2014)

İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu olarak 13 Aralık 2014 tarihinde Doğa Koruma ve Milli Parklar'ın davetlisi olarak Sapanca Gölünde kuş gözlem etkinliği gerçekleştirdik.Katılımın yüksek olduğu etkinlikte yeni kuş gözlemcilerini aramızda görmek sevindiriciydi. 


Sapanca Gölü kuş gözlem gezi yazısını Tunç GEÇİT yazdı. Keyifli okumalar;

"Doğa Koruma ve Milli Parklar’ın davetlisi olarak yola çıktığımız gezimizde ilk gözlem durağımız Sapanca Gölü’nün batı ucundaki İSU Park idi. İKGT’yi karşılayan bolca sakarmeke, elmabaş patkalarla birlikte Kocaeli DKMP Avcılık ve Yaban Hayatı Şubesi oldu.


Bize gayet cömert davranan bu noktadan dikkuyruk, sütlabi ve boz ördeğin teleskobumuza takılması gurubu neşelendirmeye yetti. İskelenin üzerinde Ergün Bacak’ın detaylı bilgilerini dinlerken, yalıçapkını şova başladı. Bolca poz verdikten sonra muhteşem dalışlar yapan ve avlanan yakışıklımız birçok katılımcıya kertik attırdı. Bahriler, kara boyunlu batağanlar ve küçük batağanlar rahatça dürbünlerden izlendiler. Gökyüzünde izlenen yırtıcılar ise saz delicesi, atmaca ve şahin oldu.



İkinci gözlem noktamız Eşme sahilinde küçük karabatak, çok yakında tüneğinin üzerinde bizi bekliyordu. Portresini çektirecek kadar uzun uzun poz verirken küçük ak balıkçıl önümüzden bir sağa bir sola sakin sakin uçuyordu. Elmabaş patkalar, grup halinde kıyıdan biraz açıktaydılar.

Fotoğraf:Mehmet Eren Yalman




Göl Park’a geldiğimizde Sakarya DKMP ve İstanbul DKMP’dan Ömer Furtun Bey bizi karşıladı. Parkın kıyısında serbest bıraktıkları avcılardan kurtarılmış ve kanatları avcılar tarafından çekilmiş yeşilbaş ördekleri gösterdiler. Kanat tüyleri 1- 1,5 ay içinde tekrar yerine gelecekmiş. Yeşilbaş ördekler gayet iyi durumda beslenmekteydiler. Patka grupları sayıca Eşme sahilden daha fazlaydı. Ağaç serçesi, ispinoz, akkuyruk sallayan görülen diğer türlerimizdendi.


Son noktamız ise daha önceki gezilerde hiç gitmediğimiz Sakarya-Karasu arasındaki Poyrazlar Gölü oldu. Gölün etrafındaki güzel yürüyüş parkurunun bir bölümünü tamamlayıp başlangıç noktamıza geri döndük. Alanda sakarmeke, karabatak, bahri ağırlıktaydı. Gölün sürprizi ise Fiyu idi.


Sakarya DKMP, grubumuz için göl manzaralı çay ve ikram molası hazırlamış. Sakarya Şube Müdürü Vedat Bey Poyrazlar Göl’ünde bir kuş gözlem kulesi planladıklarını heyecanla anlattı. İstanbul DKMP’dan Ömer Furtun Bey ise Anadolu Yakasında, Toygar Tepe yakınlarında bir kuş gözlem kulesi projesinin hayata geçireceklerini ve  İstanbul'da Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi Projesi için kurumlarla görüşmelerin bu hafta başlanacağı müjdesini verdi. Güzel haberler ve iyi bir sohbet sonrası geri dönüşe geçtik.

Toprak ananın üzerine dökülmüş kuru yaprakları, sakinliği ve doğası ile Poyrazlar Gölü’nü çok sevdik. Avlanmaya tamamen kapatılan Sapanca Gölü’nde KOSKS zamanlarına göre daha az kuş olsa da keyifli bir geziydi, dönüşte İstanbul’a hoş geldiniz diyen trafiği haricinde."


Gözlem Yeri: Sapanca Gölü ISU Park ve sahili, Eşme sahili

Görülen kuş türleri:
Saz Delicesi
Atmaca
Şahin
Sütlabi (dişi) 1 adet 
Dikkuyruk 5 adet
Boz Ördek 4 adet 
Elmabaş Patka
Tepeli Patka
Büyük ak balıkçıl
Küçük akbalıkçıl
Gri Balıkçıl
Bahri
Karaboyunlu Batağan
Küçük Batağan
Karabatak
Küçük karabatak
Sakarmeke (bolca)
Gümüş Martı
Karabaş Martı
Saksağan
Yalıçapkını
Bataklık Çintesi
İspinoz
Serçe

Gözlem Yeri: Sapanca Gölü Göl Park
Şahin
Kuzgun
Fiyu
Elmabaş Patka 
Tepeli Patka
Yeşilbaş
Bahri
Küçük akbalıkçıl
Gri Balıkçıl
Sakarmeke
Gümüş Martı
Karabaş Martı
Ekin Kargası
Küçük Karga
Leş Kargası
Saksağan
Ak kuyruk sallayan
İspinoz
Kızılgerdan
Ağaç Serçesi
Serçe

Poyrazlı Gölü:
Karabatak
Fiyu
Sakarmeke
Yeşilbaş
Bahri 
Büyükbaştankara


Katılımcılar: 
İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu (İKGT): 14 kuş gözlemcisi
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Avcılık ve Yaban Hayatı öğrencileri (4 kişi) ve Öğretim Görevlisi, Kuş Bilimci; Ergün Bacak
DKMP 1. Bölge Müdürlüğü Avcılık ve Yaban Hayatı Müdürü; Ömer Furtun
DKMP Kocaeli yöneticileri ve çalışanları
DKMP Sakarya Şube Müdürü Vedat Dilaver ve çalışanları



10 Aralık 2014 Toplantı Özeti

Bu haftaki toplantıda KOSKS ve İstanbul'daki KOSKS alanlarını konuştuk. İlk olarak KOSKS'un ne olduğunu ve bizim zihnimizde neyi canlandırdığını tartıştık.



KOSKS'u bilmeyenler için kısaca açıklamak gerekirse; Kış Ortası Su Kuşu Sayımları (KOSKS), Uluslararası Su Kuşu Sayımlarının (USS) bir parçasıdır. Bu sayımlar su kuşu popülasyonlarını belirlemek amacıyla alan bazında yapılan ve Wetlands International (Uluslararası Sulak Alan Kurumu) tarafından organize edilen küresel bir sayım organizasyonudur.

Ayrıntılı bilgi için Doğa Derneği ve İKGT 'ye bakabilirsiniz.

Bizim için ifade ettiği kısaca;



Aynı zamanda ünlü bir kuşçunun da sözüne kulak verdik;

"Eldivensiz kuşçu ölü kuşçudur."

İstanbul'da sayım yapılan 5 tane alan var.Bunlar;
  1. Büyükçekmece Gölü
  2. Küçükçekmece Gölü
  3. Terkos Gölü
  4. Kamil Abduş Gölü 
  5. İstanbul Boğazı
  6. Şile-Ağva Kıyıları

İlk olarak alanların konumlarını , habitatlarını ve alanlara ulaşım yollarını konuştuk. Ardından alanlardaki sayım noktalarını haritalar üzerinden inceledik.

Alanlarda daha önceki yıllarda kaydedilen nadir türleri mini bir sınav eşliğinde gözden geçirdik ve bu yıl yapılacak KOSKS'da hepsini tekrardan görebilmek için dua ettik.

Bu yıl KOSKS 15 Ocak - 4 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek. Daha önce KOSKS'a katılmadıysanız katılmanızı öneririm. Kuşları tanımıyorum ve sayamam deyip yardımcı olamayacağınızı düşünmeyin. Ana sayımcının yanında türleri ve sayılarını forma yazarak destek olabilirsiniz. KOSKS eğitimleri gelecek hafta başlayacak.


6 Kasım 2014

Yaygın Kuşlar Sandığımız Kadar Bol mu?

Etrafımızda her gün onlarca serçe, sığırcık ve tarlakuşu gibi yaygın türleri görüyoruz. Peki bu yaygın türler sandığımız kadar bol mu?
Bu hafta yayınlanan bir çalışmaya göre, son 30 yıl içinde 421 milyon birey kuş yok oldu. Bu kayıpların %90'ı ise en sık görülen, yaygın tülerden; ev serçesi, sığırcık, çilkeklik ve tarlakuşu.

İnsanların doğa ile yoğun etkileşime girdiği günümüzde insan faaliyetlerinin kuşları etkilemesi kaçınılmazdır ancak yaygın kuşların populasyonlarının ciddi oranda azalması insan toplumunu da etkileyecek sonuçlar doğuracaktır. Kuşlar doğada tarım zararlılarının kontrolü, tohumların yayılması ve leşlerin ortadan kaldırılması (yırtıcı kuşlar) gibi önemli görevler üstlenir. Ayrıca bir çok insan için kuşlar doğa ile etkileşimin en kolay yollarından biridir; örneğin kuş seslerini dinlemenin verdiği huzur, bahçedeki kuşlar için atılan yemler ve kuş gözlemciliği gibi.

Serçe - Fotoğraf: Tayfun Sel - TRAKUS
Söz onusu araştırmaya göre, Avrupa'da yok oluşlar sürse de bütün yaygın türler bundan olumsuz etkilenmiyor. Büyük ve mavi baştankara, kızılgerdan ve karatavukgibi türlerin populasyonları kıtasal ölçekte artıyor. Daha nadir olan Saz delicesi, kuzgun, şahin gibi türler de aynı zamanda kıtasal ölçekte artış gösteren türlerden. Bu artışların en muhtemel sebebi ise Avrupa'da yürütülen koruma çalışmaları ve yasal koruma statüleri.

Araştırmacılardan Richard Gregory'e göre bu Avrupa'daki kuşlardan bize bir uyarı; "Bir çok yaygın türümüz için kötü çevre yönetim politikaları uyguladığımız çok açık".

Koruma çalışmalarını daha nadir türlere odaklanması mantıklı ancak bu çalışmaya göre doğa korumacılar aynı zamanda yaygın kuşları olumsuz etkileyen problemleri da göz önünde bulundurmalı, özellikle tarım alanları ile ilgili olan problemlerde. Kuş populasyonlarındaki azalışlar modern tarım yöntemleri, çevrenin kalitesinin bozulması ve habitat kaybı gibi sebeplere bağlanıyor. Ancak bu sebeplerin göreceli etkileri hala net değil.

Sığırcık - Fotoğraf: Bülent Biçici - TRAKUS
Bu çalışma, 144 Avrupa türü üzerine 25 farklı kıtadan toplanan verileri içermekte ve ulusal izleme çalışmalarının önemini vurgulamaktadır. Araştırmacılara göre koruma çalışmalarına ayırılacak daha büyük bütçeler ve efor ile daha geniş çaplı çalışmalar yapılabilir. Bu çalışmalara örnek olarak -yaygın ve ya nadir-, yok olan türlere fayda sağlayacak kentsel yeşil alanlar ve akıllı tarım uygulamları verilebilir.

Bu yazı birguides.com sitesinden çevrilmiştir. Yazıya konu olan "Common European birds are declining rapidly while less abundant species’ numbers are rising" başlıklı makaleyi buradan indirebilirsiniz. 

4 Kasım 2014

15 Ekim 2014 Toplantı Özeti

Bu haftanın ana gündem maddesi 30 Ekim'de Orman ve Su işleri Bakanlığı 1. Bölge Müdürlüğü ile görüşülecek konulardı. Ancak 30 Ekim'de yapılacak toplantı 12 Kasım tarihine ertelendiğinden dolayı bu haftaki İKGT toplantısında toplantıda görüşülecek maddeler konuşulmadı.

Dilek GEÇİT bu yıl gittiği Cernek Halkalama kampında çektiği videoları bizler ile paylaştı.Videolar sayesinde Cernek Kuş Halkalama istasyonunu yakından tanıdık. Kuşların hangi yöntem ile yakalandığını görüp , lisanslı uzman halkacılar tarafından nasıl halkalanıp tekrar doğaya salındıklarını izledik.

Toplantının sonunda Ergün Bacak bizlere daha önceden hazırlamış olduğu Biyokaçakçılık sunumunu yaptı. Kısaca sunumun özeti;

Türkiye, zoocoğrafik konumu, topoğrafyası, iklim değişiklikleri ve jeolojik devirlerdeki değişimlerden dolayı biyolojik çeşitlilik bakımından zengin bir özelliğe sahip olmuştur. Bu zenginlik pek çok açıdan Avrupa'yı geride bırakmaktadır. Ülkemiz sıcak nokta olarak belirlenen İran-Anadolu, Kafkas, ve Akdeniz havzalarının üzerinde konumlanmakta ve sınırları içerisinde 3 sıcak nokta havzası bulunduran tek Avrupa ülkesidir.


Peki nedir bu sıcak nokta kavramı ?

İngiliz ekolog Norman Myers, 1988 yılında, korumada öncelikli bölge anlamında ‘Sıcak Nokta’ kavramını ortaya attı. Myers ve Uluslararası Doğa Koruma Örgütü (Conservation International-CI) dünya üzerindeki bitki türlerinin yüzde 44’ü ile kuş, memeli, sürüngen ve çiftyaşarların yüzde 35’ini içeren, buna karşılık toplam olarak dünya yüzeyinin yüzde 1,4’ünü kaplayan 25 ‘sıcak nokta’ belirledi. Belirlemede öncelikli olarak bitki örtüsü dikkate alındı. ‘Sıcak Nokta’lar, Filipinler, Yeni Zelanda, Pasifik adaları, Brezilya ve Türkiye dahil birçok ülkenin topraklarını kapsıyor.


Amanoslar’daki geyik böcekleri (Lucanus cervus akbesianus)’nden, Sivas’ın şifalı balıklarına (Garra rufa), Doğu ve İç Anadolu’nun uludoğanları (Falco cherrug)’ndan Doğu Karadeniz’in Kafkas engereği (Vipera kaznokovi)’ne kadar pek çok tür yurtdışına kaçırılıyor.

Kaçırılan türlerin fiyatları birkaç dolardan binlerce dolara kadar talep bulabiliyor. Canlıların bir kısmı canlı, bir kısmı ölü kaçırılırken, bazılarının yumurtaları, bazılarının da farklı uzuvları alınabiliyor.

Kelebek

Türkiye’de 381 tür ‘ gündüz kelebeği’ yaşamaktadır. 381 türün 45 türü endemik ve 21 tür endemiğe yakındır (Populasyonun %60’dan fazlası Türkiye’de). Tüm Avrupa’da toplam 482 kelebek kaydedilmiştir.


Böcek

Hymenoptera takımından Bombus arıları ve Bal arıları (Apis mellifera) seralarda ve tarlalarda tozlaşmayı sağlaması ve genetik çeşitliliği/verimi arttırabilmek amaçlı yurtdışına götürülmektedir.

Özellikle Coloeptera takımından Amanos’larda yaşayan bir tür olan ‘Akbez Geyik Böceği’ (Lucanus cervus akbesianus) son yıllarda Japonlar tarafından evcil hayvan ve koleksiyon amaçlı talep edildiğinden, ülkemizde tehlike altındaki türlerden biri olmuştur.

Balık

Türkiye'de 236 tür iç su balığı bulunmakta ve bunların 61'i endemik türdür. Ayrıca yaklaşık 480 tür deniz balığı vardır.

Doktor balık (Garra rufa) sağlık merkezlerinde tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Sivas’ın Kangal ilçesinden yurt dışına götürülen balıklar buralarda üretilip, hem ülke içindeki sağlık merkezlerinde kullanılmakta hem de diğer ülkelere pazarlanmaktadır.

Pek çoğu ülkemize endemik olan dişli sazancıklar (Aphanius anotoliae, Aphaninus mento, Aphanius fasciatus, Aphanius sureyanus, Aphanius danfordii,…), pek çok Avrupa ülkesinde akvaryum balığı olarak satılmakta ve üretilmektedir. Bu türlerin canlı bireylerinin yanısıra dayanıklı yumurtaları da izinsiz ülkemiz dışına çıkabilmektedir.

Amfibiler

Kuyruklu kurbağalar (semenderler) ve kuyruksuz kurbağalar olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Ülkemizde 30 tür bulunmaktadır. 8 tanesi ülkemize endemiktir. Besin, hobi ve bilimsel araştırmalar için kaçırılmaktadırlar.

Sürüngenler

Ülkemizde 120 tür bulunmaktadır. 120 türün 12’si ülkemize endemiktir.

Sürüngenler zehirleri, derileri yumurtalarının yanında koleksiyon amaçlı veya bilimsel çalışmalar için yurt dışına kaçırılmaktadır.

Son yıllarda özellikle güzel renk ve desenlerinden, seyrek bulunuşlarından veya gramı binlerce dolara satılan zehirlerinden dolayı Şeritli Engerek (Montivipera xanthina), Vagner Engereği (Montivipera wagneri), Kafkas Engereği (Vipera kaznakovi) gibi birçok engerek türü toplatılıp yurtdışına kaçırılıyor.

Bununla birlikte Ev Yılanı (Zamenis situlus), Kafkas Yılanı (Zamenis hohenackeri), Urfa Yılanı (Spalerosophis diadema) gibi zehirsiz veya yarı zehirli türler de güzel görünüşleri bakımından yurtdışına sıkça kaçırılanlar arasında.

Bukalemun (Chamaeleo chamaeleon) ve kara kaplumbağası (Testudo graeca) gibi türler evcil hayvan dükkanlarına satılmak üzere en çok toplanan ve zarar gören türlerden.

Kuşlar

Ülkemizde 474 tür bulunmaktadır. Endemik bir tür bulunmamasına rağmen populasyonunun büyük miktarı ülkemizde olan türler vardır. Bunlar Anadolu sıvacısı (Sitta krüperi) ve Kızıl şahin (Buteo rufinus).

Ülkemizde düzenli olarak görülebilen kuş türü sayısı 364’tür. Avrupa Kıtası’nda bu sayı 524 olduğunu düşününce, bütün Avrupa Kıtasındaki kuş türü sayısının %70’inin ülkemizde görülmesi oldukça büyük bir zenginliktir.

Saka, florya, iskete gibi ötücü türler kafes kuşu olarak beslenmek için yakalanmaktadırlar. Atmaca, Ulu Doğan, Gök Doğan gibi türler yakalanarak Orta Doğu ülkelerinde avcılıkta kullanılmaktadır.

Memeliler

Ülkemizde 169 tür bulunmaktadır.7 tür Türkiye'ye endemiktir. Türkiye’de endemik memelilerin tamamı küçük memelilerdir. Büyük memeliler, ülkemiz dışında da yaşadığından ve genelde populasyonları ülkemizden daha çok olduğundan; aynı zamanda av hayvanları olduklarından kaçakçılık riskleri daha azdır. Bu türlerde doku veya kan örnekleri kaçırılması daha olasıdır.

Sunum sırasında video kaydı yapılmamıştır. Ergün Bacak tarafından hazırlanan biokaçakçılık sunumuna buradan ulaşabilirsiniz.

5 Ekim 2014

İstanbul'un Leylekleri

Fotoğraf: Zefer Çankırı - TRAKUS
Bu sonbahar İstanbullu kuş gözlemcilerinden sürekli göç eden leyleklerin haberini aldık. Peki İstanbul’dan geçen leylek sayılarına ve göç noktalarına dair bildiklerimiz neler?

Leyleklerin sonbaharda kışlama alanlarına dönüşleri Temmuz sonunda başlıyor, Ağustos ortasında en yoğun halini alıyor ve Ekim ayına kadar devam ediyor.  İstanbul’da hem ilkbahar hem de sonbaharda farklı noktalardan yüksek sayıda leylek geçişini görmek mümkün. İlkbaharda hava henüz çok ısınmadığından genelde daha alçaktan ve kuzeydeki noktalardan geçiş yapan leylekler sonbaharda ise hem çok yüksekten hem de daha çok boğazın güney tarafından geçiş yapıyorlar. Ancak bu veriler bizim belirli noktalarda izlediğimiz göç çalışmaları sonucunda ortaya çıkan veriler, daha kapsamlı ve daha fazla noktadan yapılacak çalışmalarla durumu daha iyi değerlendirebiliriz.

Leyleğin Türkiye’de de görülen ciconia alt türü Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yayılım gösterir ve 2 alt-popülasyona bölünmüştür. Batı popülasyonuna ait olan bireyler batı ve güneybatı Avrupa’da ve kuzey Afrika’da ürerler. Avrupa’da üreyen bireyler kışlamak için güneye Cebelitarık Boğazı boyunca göç eder ve Afrika’daki gruba katılarak batı Afrika’da kışı geçirirler. Doğu popülasyonuna ait bireyler ise doğu Avrupa'da ürer; Orta Doğu boyunca güneye göçlerini gerçekleştirir ve doğu Afrika’da kışlarlar.

Yapılan kapsamlı göç çalışmasına göre Leyleklerin göç rotaları ve yönleri genetik, sosyal, topoğrafik faktörler ve potansiyel beslenme alanları ve hava koşullarından etkileniyor.  Örneğin, sonbahar göçünde genç bireylerin sürekli sabit bir rotayı takip ettikleri bulunmuş; Doğu Avrupa’da üreyen popülasyon Bulgaristan boyunca güney-doğu yönünde göç ettikten sonra, Karadeniz’den kaçınmak için İstanbul Boğazı boyunca veya Marmara Denizinin batı kıyısı boyunca Çanakkale Boğazını aşarak göç ediyor. İstanbul Boğazını geçtikten sonra ise güney-doğu yönüne doğru yöneliyor ve Göksu Deltasında Akdeniz’e ulaşıyorlar. Akdeniz’e ulaştıklarında bütün denizi kıyı boyunca takip ediyor ve İskenderun Körfezinden güneye doğru yöneliyorlar.

Karadeniz’i batıdan aşan bu grubun yanında çok küçük bir popülasyon da Karadeniz’i kıyı şeridi boyunca takip ederek doğu tarafından aşıyorlar.

Leylekler geniş kanatlı olduklarından süzülerek göç eden uzun mesafe göçmenleridir. Süzülerek göç ettiklerinden çok uzun mesafeleri çok az enerji harcayarak kat edebilirler. Leyleklerin termallerin yerlerini belirlemelerinin sosyal davranışlarına bağlı olduğu bulunmuştur. Bireyler termali bulduğunda gergin kanatlar ile bu hava akımlarında yükselir ve burada kar ettikleri enerjiyi göç yönlerinde süzülmeye harcarlar. Termal bulup yükselme yöntemi sayesinde leylekler enerji gereksinimlerini 30 kat düşürebilirler ancak bu yöntem onları gece boyunca karada kalmaya zorlar ve yolculuğun uzamasına neden olur. Leylekler güçlü termal bulduklarında yerden 3800 metre kadar yükselebilir. İyi termal koşullarında leylekler gruplar halinde göç eder çünkü bu yöntem bireysel göçe göre “süzülme oranı” açısından daha avantajlıdır; büyük sürüler sürüklenmeye karşı daha dirençlidir ve yön şaşırma durumu azamiye indirilir.

Eğer bir bölge göç sırasında önemli bir dinlenme bölgesi ise, göç eden kuşların her sene bu bölgeye (veya civarında) iniş yapmasını ve/veya konaklamasını bekleriz. Uydu vericisi ile takip edilen leyleklerde İstanbul Boğazı, Göksu Deltası ve İskenderun civarında bu türün geleneksel dinlenme alanlarına sahip olduğu görülmüş. Çalışmanın bulgularına göre doğu popülasyonundaki leyleklerin başarılı göçleri besini bol özel mola bölgelerinden ziyade zarar görememiş konaklama alanları, azaltılmış av baskısı ve normal miktarda, tarım ilaçları ile kontamine olmamış besin varlığına bağlı.

İstanbul Boğazında bu güne kadar yapılan çalışmalarda sonbaharda leyleklerin göçü adına sayıların tepe yaptığı iki tarih mevcut; 16 ve 31 Ağustos. İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu üyelerinden Fikret Can, bir kaç senedir Silivri tarafında bu tarihlerde belirli noktalardan çok yoğun leylek geçişleri kaydediyor. Bu sene bir günde sayılan binlerce leylek noktanın önemini vurgulamaya yetecek sayıda. Bu gibi noktalardan her sene bu yoğun göç zamanında yapılacak sistemli izleme çalışmaları ile hem leyleklerin doğu Avrupa’da üreyen popülasyonlarının tahminlerine katkıda bulunabilir hem de uzun vadede popülasyonların değişimine dair veri toplayabiliriz. Bu amaçla İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu olarak üyelerimizi ve İstanbul’daki kuş gözlemcilerini önümüzdeki seneden itibaren başlamayı planladığımız leylek sayımlarına ve Fikret Can’ın 8 Ekim’de yapacağı sunuma davet ediyoruz.

Not: Bu yazıdaki bilgiler Eastern European White Stork Populations: Migration Studies and Elaboration of Conservation Measures çalışmasından alınmıştır. 




6 Ağustos 2014

Kıyı Kuşları Gözlemcileri Bekliyor

(Sürmeli kumkuşu, Limicola falcinellus Fotoğraf: Mehmet Zenginer -TRAKUS)
Yaz ortası genelde –özellikle şehirde yaşayan- kuş gözlemcileri için sakin geçer; havalar iyice ısınmış, henüz geniş kanatlı kuşların göçü başlamamış, bir çok tür üreme ve tüy değiştirme telaşındadır.  Ancak aslında özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında dikkat etmemiz gereken kuş grupları mevcut; kıyı kuşları bunlardan birisi.

Enteresan bir hikaye kıyı kuşlarının ki... Genelde Arktik tundralarda üreyen bu kuşlar kışlama bölgelerini Mayıs ayına kadar terk etmezler. Bunun sebebi Arktik bölgenin sonbahardan ilkbahara kadar korkunç derecede soğuk ve karanlık olmasıdır; yazın ise kısa bir süre için bu bölgede 24 saat güneş ışığı, sığ toprak ve gölleri çözer ve bu andan itibaren bölgede çılgın bir canlılık ortaya çıkar. Larval formda bekleyen böcekler ve kış uykusundan yeni uyanmış küçük memeliler etrafta cirit atmaya başlar.  Hiçbir kuş bu bölgede uzun süreler yaşayamaz ancak yazın bölgedeki olağanüstü bolluktaki besin kaynağı kuşların kuzeye göç etmesi için büyük bir cazibe kaynağıdır. Bu uzun göçü gerçekleştiren kuş gruplarından bazıları kıyı kuşları, ördekler, kazlar, sumrular, korsan martılar ve bazı yırtıcı kuşlardır.

Böyle kısa bir zaman dilimi içerisinde zengin olan, ekstrem uzaklıkta bir alana göç etmek için aceleye hiç gerek yoktur. Kıyı kuşları bu konuda öyle stratejiktir ki üreme alanlarına gitmeden önce şartların olgunlaştığından emin olmak için kışlama alanlarında eş seçimine kadar her şeyi hallederler, geriye sadece alana varıp en iyi üreme alanını seçmek için diğer bireylerle mücadele etmek kalır. Bir çift için birden fazla kez yumurta bırakmak ve yavru yetiştirmek için vakit yoktur, Temmuz olduğunda şartlar sertleşmeden güneye inmek zorundadırlar ve inerler de. Önce neslini devam ettirme görevini tamamlamanın rahatlığı ile erişkin bireyler göçe başlar, arkalarından ise taptaze tüy örtüleri ile genç bireyler göç eder. Kıyı kuşları bu görece erken başladıkları göç nedeni ile kışlama alanlarında en uzun süre gözlemlenen gruplardandır (yılın 10-11 ayı).

İstanbul’da semaya bakıp geniş kanatlı kuşlarının göçünün başlamasını beklemeden önce sulak alanlara gidip göç yolunda sıra dışı bir misafir uğramış mı diye bakmak keyifli olabilir.  Her sene Temmuz ve Ağustos aylarında pek ziyaret edilmeyen sulak alanlarda kıyı kuşlarını aradığınızda emin olun eliniz boş dönmeyeceksiniz. Bu aylarda üremeyi bitirip hemen göçe başlamış ve hala üreme kıyafetinde olan bazı bireyleri bile yakalayabilirsiniz. Sulak alanların dışında Rumeli Feneri gibi sürekli kıyı kuşları ile karşılaştığımız bölgelere de bakmayı ihmal etmeyin. Ayrıca bu gözlemler ile uluslararası projelere de destek olabilirsiniz. Örneğin International Wader Study Group (Uluslararası kıyı kuşu çalışma grubu) tarafından 2012 yılından beri yürütülen kıyı kuşlarının üreme başarılarının kışlama alanlarındaki gözlemler ile ölçülmesi projesine ya da Eylül ayında gerçekleşen Dünya Kıyı Kuşları Günü için bir alan seçerek ve bu alanı veri tabanına kaydederek kıyı kuşlarının korunmasına destek olabilirsiniz.

Keyifli gözlemler.